Ölüm, Hayat, Carpe Diem

December 25, 2016

 

 

Hiç düşündünüz mü? Ölüm bizi en çok ne zaman korkutur? Hangi anlarda kendimizi ölüme daha yakın hisseder ve yaşadığımız hayatı şöyle bir gözden geçirme ihtiyacı duyarız? Çoğunlukla bir koşuşturma içerisinde geçiyor günlerimiz. Ama bazen öyle bir an geliyor ki, yaşadığımız hayatı ve tüm o koşuşturmaları sorgular buluyoruz kendimizi.. Acaba yeterince yaşıyor muyum, kendime iyi davranıyor muyum, sevdiklerime verdiğim değeri hissettiriyor muyum düşünceleri alıyor bizi böyle zamanlarda.

 

Genelde bu anlar akıp giden günlük hayatımız içinde, bir sebeple ölümün varlığını hatırladığımız anlar aslında. Ve ne üzücü ki, bu sebep de çoğunlukla bizim için değerli olanları, sevdiklerimizi kaybettiğimiz anlar oluyor.

 

Bizler sevdiklerimizi kaybettiğimizde, bazen bir cami avlusunda toplaşan o kalabalığın parçası olduğumuz anlarda; bir yandan onları kaybetmenin acısını, üzüntüsünü en derinden yaşıyor, bir yandan da kendimizi bugün yaşadığımız hayatı sorgular buluyoruz.

 

 

ÖIümün oIduğu bu dünyada hiçbir şey çok da ciddi değiIdir asIında. (Franz Kafka)
 

 

O anlar hep "bir daha hiçbir şeye üzülmeyeceğim", "ne gündelik dertlere üzülüyoruz", dediğimiz anlar aslında.. Ve yine o anlar o meşhur hayat mottosu "carpe diem" in hemen aklımıza geldiği, "anı yaşa", "hayat bir gün, o da bugün" söylemlerini aklımızdan geçirdiğimiz anlar değil mi?

 

“Carpe Diem” - Ne kadar da günlük dilimize girmiş bir söylem...Hadi birlikte nerden çıktığına da bir bakalım...

 

"Carpe Diem" Latin edebiyatının ünlü ozanı Horatius‘un bir dizesinde geçen ve Milattan 23 yıl önce söylenmiş bir özdeyişmiş. Direkt çevirisi; “Günü Yakala”. Orijinal kitaptaki dize de şöyle söylenmiş “GÜNÜ YAKALA, YARINA ÇOK AZ GÜVEN”.

 

Aslında CARPE DIEM bizlerin anladığı anlamda sadece bugüne odaklanmak, yarını düşünmemek, bir nevi yarını boş vermek  değil, tam tersi geleceği bugünden düşünerek harekete geçmek ve yaşadığımız anı değerli kılmak anlamında kullanılıyor. Cümlede geçen "YARINA ÇOK AZ GÜVEN" de yarın bizi nelerin beklediğinin belli olmamasından gelmektedir.

 

Bizler ölüme böylesi yakın hissettiğimiz anlarda, hayata yaklaşımımızı hemen "carpe diem" e çevirsek de, birkaç gün geçtiğinde, türlü günlük telaşlar, dertler, kaygılar ve yine ufacık konular için dertlenmeler bizi çevrelemeye başlıyor.

 

Katıldığım bir çalışmada yaklaşık 10 kişilik bir grup olarak  birbirimizi daha yakından tanımak adına bir takım sorulara cevap vermemiz istenmişti.

 

Sorulardan birisi şu şekildeydi: "Öldün ve karşında Tanrı'yı gördün, ona söylerdin?"

 

Pek çok arkadaşım "Tanrım, Neden Ben?", "Tanrım, Neden Şimdi?", "Biraz Erken Olmadı mı?" vb. sorular yazmıştı. O soruya beni yazdığım cevap ise şöyleydi:

 

"TAM ZAMANINDA Tanrım, ben geldim"

 

Sonradan derinine indiğimizde şunu fark ettik; aslında bunu yazarken ki hissim Tanrı' ya ne söyleyeceğimden çok öldüğüm anın gerçekten bu hayatta yapmak istediklerimi yapmış, artık ölmeye hazır olduğumu hissettiğim bir an olmasını dilemem ile ilgili olmasıydı.

 

Ben tam da böyle bir anda öldüğümü hayal ederek o gün o kağıda  "TAM ZAMANINDA" yazmıştım.

 

İnsanın öleceği an için böyle hissetmesi, tamamı ile hayatını nasıl yaşadığı ile ilgili aslında.

 

Gerçekten hayatta dilediğin mutlulukları, heyecanları, hazları, deneyimleri yaşamış, doymuş hissettiğin bir anın gelmesi mümkün mü acaba? Bu hayat buna yeterli mi acaba? Kimileri reenkarnasyona yani ölümden sonra yaşama inanarak kendilerini bu anlamda umutlu ve güçlü kılıyor. En azından bu hayatta olmaz ise, yeni bir hayatta bir şansı olduğuna inanmayı tercih ediyor. Reenkarnasyon var mı hiç bilmiyorum, sanırım çok da inanmıyorum.

 

OSHO'nun bu konuda çok sevdiğim bir cümlesi var: 

 

Gerçek soru, ölümden sonra yaşamın var olup olmadığı değil, ölümden önce senin hayatta olup olmadığındır.

(OSHO)

 

Şimdi dönüp baktığımızda gerçekten yaşıyor muyuz? Dolu dolu yaşıyor muyuz?

Anların gerçekten tadına vararak yaşamak, sevdiğimiz şeyleri yapmak, sevdiklerimizle zaman geçirmek, hayatımızı anlamlı kılmak için çaba harcamak, bizi üzen, kıran şeylerden yapabildiğimiz ölçüde uzak kalmayı seçmek, başımıza gelenlerin bir şekilde yaşanması gerektiğini kabul etmek, bunlardan bir anlam ve bir eylem yaratmak, her zaman hayata kaldığımız yerden devam edebilmek...

 

Hadi bir dönüp bakın lütfen, gerçekten bunları yapabiliyor musunuz?

 

Eğer yapamıyorsanız, YARIN DEĞİL, BUGÜN, ŞU AN harekete geçerek, hayatın her gününü, her anını anlamlandırarak yaşamaya başlayalım.

 

Anlar anlamlandığında, hayat anlamlanacak.

 

Düşün ki, yarın öldün ve Tanrı ile karşılaştın - eğer gerçekten Tanrı var ve oradaysa- ona söyleyeceğin tek cümlen "TAM ZAMANINDA" olsun!

 

Sevgiler

Selda

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Tanıtılan Yazılar

"Çalışan Bağlılığı" dediğimiz aslında yaman bir çelişki...

January 16, 2017

1/4
Please reload

Son Paylaşımlar

March 8, 2017

February 13, 2017

December 25, 2016

Please reload

Arşiv
Please reload

Etiketlere Göre Ara

I'm busy working on my blog posts. Watch this space!

Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square