Hiçbir şey için geç değil!

December 26, 2016

 

Hep duyarız değil mi bu cümleyi "hiçbir şey için geç değil"... Ama sahiden de öyle! Şimdi ben de size 39 yaşında şarkı söylemeye başlamamın hikayesini anlatacağım.

 

Eminim sizin de keyif alabileceğiniz ama "bu saatten sonra nasıl olacak" diyerek ertelediğiniz şeyler vardır. Kim bilir,  belki bu yazının sonunda uzun zamandır ertelediğiniz, adım atamadığınız veya aklınızın bir ucunda duran bir hayale doğru küçük bir adım atarsınız...

 

Ben çocukluğumdan beri şarkı söylemeyi çok severim. Evet evet haklısınız; her klasik şarkı söylemeyi seven çocuk gibi, benim de elimde deodorant ile geçti tüm çocukluğum :)

 

Sonra büyüyünce aile ortamlarında ve hatta zaman zaman da şirket organizasyonlarında "hadi bir şarkı söyle" denip kendimi sahnede bulduğum anlar oldu. Belki üzerine eğilmiş olsam ve biraz da ailem desteklemiş olsaydı bugün profesyonel anlamda bu alanda çalışıyor olabilirdim. Ama maalesef ki zamanında konservatuar isteğim babamın "işletme okusun benim kızım" engeline yenik düştü. Hoş; yine işletme okumadım ben, son gece tercih sıralamamı değiştirip (çok şükür ki) İstanbul İngilizce İktisat'a girecekken, tercih sıralamamda bir üste aldığım Boğaziçi Felsefe bölümünü kazanıp, oradan da 1. yılın sonunda Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümüne geçiş yaptım. Müzik ise öyle bir yerlerde kaldı hep hayatımda. Nerde kaldı peki, dinlenen ve ezberlenen Sezen Aksu şarkılarında :) 

 

Bu yıl hiç plansız programsız,  Mayıs ayında facebook üzerinde bir arkadaşımın "Cep Sahne" diye bir yerden yaptığı paylaşımı görünce (sevgili Türker'e buradan selam olsun), "Nasıl bir yer bu Cep Sahne" diye kendisini aradım ve hemen 2 gün sonra da kendimi orada buldum. (İyi ki de bulmuşum!)

 

Cep Sahne bir performans atölyesi / sanat merkezi aslında, içerisinde müzikle ilgili vokal performans grupları, piyano, perküsyon vb. müzik aletleri çalmaya yönelik derslerin olduğu, ayrıca dilerseniz bireysel de müzik eğitimi alabileceğiniz bir yer.

 

Gittiğim o ilk gün kaydımı yaptırdım ve oradaki Vokal Atölyelerinin birine dahil olarak koro çalışmalarına başladım. İçinde olduğum ekip, o dönemde 1 ay sonra Budapeşte'de gerçekleşecek olan bir festivale katılım için çalışıyordu. Ne kadar yalvarsam da tabii ki yeni olduğum için o Budapeşte ekibine katılıp, festivalde sahne alamadım, ama onları izlemek için Budapeşte'ye gittim ve takip eden ilk festivalde o sahnede olmak için kendime söz verdim!

 

Ve işte hemen dönüşte duyurulan Viyana Müzik Festivaline katılmak isteyenler sorulduğunda, ilk el kaldıran tabii ki ben oldum!

 

22 kişi, haftada 2 gün, son ayda ise haftada 3 gün prova yaparak Viyana'ya hazırlandık. İçerisinde Brezilya, Rusya, İtalya, İrlanda'nın da yer aldığı bir festivalde, Cep Sahne korosu olarak Türkiye'yi temsil etmenin heyecanını, keyfini ve gururunu yaşadık. Muhteşem tarihi bir salonda, o sahnede olmak tarifsiz bir duyguydu. İlk şarkıda sesimin ve bacaklarımın nasıl titrediğini anlatamam! Neyse ki 7 şarkı söyledik de kendimi toparlayıp diğer şarkıları güzel bir şekilde söyleyebildim :)

 

Şimdi 2017 Mayıs'ta İspanya/Malaga'ya gidiyoruz ve üstelik bu sefer festival de değil, yarışmak için gidiyoruz. Yarışmak katılan ülkeler, ekipler arasında değil,  kendinizle yarışmak, düzgün şarkı söylemek ile ilgili bir durum aslında. Bu anlamda performansa bağlı olarak Bronz, Gümüş veya Altın madalya alabilme ihtimalimiz var. Hocamız bir Gümüş Madalya alabileceğimizden ümitli iken, bizse gözümüzü Altın Madalya'ya dikmiş durumdayız!

 

Ciddi anlamda emek gerektiren, ama o emeği verdiğiniz her anından sonsuz bir haz ve keyif aldığınız, aynı zamanda geceniz gündüzünüz bir arada geçerken harika dostlar edinme fırsatı bulduğunuz bir ortamdayız. Bu arada konu hakkında biraz bilgi sahibi olanlar için, benim sesim Alto - yani Türkçe'si biraz kalın bir sesim var, ama o kalın sesin bana kazandırdığı harika bir Alto grubum var artık! Cep Sahne aracılığı ile tanıştığım her biri benim için ayrı değerli ve her biri ayrı deli 4 Alto kadını ile her hafta bir arada hayat ayrı bir keyifli oldu.

 

Sözün özü bazı şeylere başlamak, denemek, deneyimlemek için çok geç olmayabilir.

 

Yakın zamanda çevremde bunu o kadar çok gördüm ki.. Birkaç örneği sizinle paylaşıyorum hemen..

 

İş görüşmesi yaptığım bir aday 30 yaşında baleye başladığını anlattı geçen gün.. Şu cümlesi kulağımdan hiç gitmiyor: "o tütüleri ve bale ayakkabılarını giyip parmak ucunda durabildim ya bana yetti, zirvede bıraktım". Başarmanın mutluluğu yüzüne yansımıştı.

 

Yine yıllardır takıları çok sevip "takı tasarlamak istiyorum" diyen ve yaklaşık 6 ay önce kendi markasını yaratan bir arkadaşım var mesela. Birbirinden güzel takılar tasarlıyor şu an... 

 

Yine 2-3 yıl önce yogaya başlayıp, eğitmenlik sertifikası alıp, bugün yoga eğitmenliği yapan  her hafta 10 kişilik sınıflara ders yaptıran arkadaşım var.

 

O yüzden yeniden söylüyorum: Hiçbir şey için geç değil! Lütfen kendinize bir şans verin. Kendi kendinizin engeli olmayın! İçinizdeki yeni heyecanlara, aşklara yer açın, bırakın sizi sarıp sarmalayıp, hayatınızın bir parçası olsunlar..

 

Bu arada yazının başındaki fotoğraf Viyana konserimizden :) Arka sırada sağdan üçüncü benim :) Tüm ekip ve sevgili Alto'larım ile oradaydık. Piyanonun başında bizi aylarca yorulmadan, sabırla çalıştıran sevgili Haluk Polat, namı değer "Haluk Hoca". Hepimiz için harika bir deneyimdi!

 

 

Sevgilerimle,

Selda

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Tanıtılan Yazılar

"Çalışan Bağlılığı" dediğimiz aslında yaman bir çelişki...

January 16, 2017

1/4
Please reload

Son Paylaşımlar

March 8, 2017

February 13, 2017

December 25, 2016

Please reload

Arşiv
Please reload

Etiketlere Göre Ara

I'm busy working on my blog posts. Watch this space!

Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square