Merhaba,

 

İnsanın kendisini anlatacağı bölümle ilgili başlığı "ben kimim" diye adlandırılması, çok yaygın olmakla birlikte, bir yandan da iddialı bir durum sanki. Hal böyle olunca, bu iddiayı ortaya koyacak dolulukta da bir beklenti yaratıyor olmalı. 

Peki öyleyse ben neden bu başlığı seçtim? Aslında öyle büyük bir iddiam yok. Ben sadece söyleyecekleri olan ve bunları paylaşmak isteyen biriyim.

Bunun dışında da profesyonel anlamdaki deneyimlerimi buradan sizlerle paylaşmak, kimi zaman fikir vermek, kimi zaman fikirleri tartışmak için bu sayfayı düzenledim.

Burada daha çok ilginizi çekebilecek olan alanlar "Kariyer" ve "Blog" bölümleri olacaktır ama tabii ki yine de hakkımda bilgi sahibi olabileceğiniz bir bölümün de olması gerektiğini düşünerek, kendimle ilgili bilgileri de kısaca düzenledim.

Daha detaylı duymak istedikleriniz olursa lütfen bana yazın. Samimiyetle cevap vermek için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum.

Ve şimdi yeniden merhaba...

Ben Selda Düzel. 12 Temmuz 1977 yılında İstanbul'da doğdum. Evet Yengeç burcu, Yaz çocuğu... Gerçekten de öyle.. Güneşli ve sıcak havalarda içim bi mutlu, enerjimse fazlasıyla yüksek oluyor, kışları ise biraz daha sakin, dışarıda olmayan sıcaklığı evinde arayan biri oluyorum. Sanırım kendi içinde bir dengesi var hayatımın.

İnsan Kaynakları alanında toplam 18 yıllık bir deneyimim var ve bunun tamamı kurumsal şirketlerde geçti. Çalıştığım şirket ve markalarla kendi hayatımdan ortak bir şeyler bulmayı tercih ettim hep, özellikle son 8-9 yıldır perakende sektöründe, sevdiğim markalarda çalıştım. Klasik belki ama işimi heyecan ve tutku ile yapmayı seven biriyim ve o heyecanı kaybettiğim noktada da yeni bir yolculuğa çıkacak cesarette oldum hep.

Seyahat etmek ve yeni yerler görmek hayatta en sevdiğim şeylerin başında geliyor. Her yıl 3-4 seyahatimin olması için enerji, zaman ve de kaynak yaratmaya çalışıyorum. İlerleyen aylarda planlanmış seyahatlerimin olması beni mutlu, heyecanlı, zinde ve de hayata bağlı kılıyor.

Çocukluktan beri müziği ve şarkı söylemeyi çok severim, bu konuda bir eğitim almamış olmakla birlikte 2016 yazından bu yana bir koroda şarkı söylüyorum. Çok sesli müzik yapılan bir vokal atölyesinde keyifli, gayretli, disiplinli ve orada geçirdiği her andan keyif almaya çalışan bir Alto'yum ben. Yeni başlayan müzik hayatıma hızlı da bir giriş yaptım denilebilir aslında. Kısa bir süre önce Viyana, Malaga, Calella'da gerçekleşen 3 yarışma ve festivalde Türkiye'yi temsilen sahne aldık. Detaylarını Blog kısmındaki yazımda okuyabilirsiniz.

Arkadaşlarımla bir arada olmak ve keyifli sohbetler benim için vazgeçilmez. Anlatmak, dinlemek, paylaşmak her biri ayrı ayrı değerli. İyi bir dinleyici olduğumu söyler arkadaşlarım hep. Ve eş zamanlı bir o kadar da "anı yaşatacak tadda" hikayeler anlatırım. Bunun yanında genelde organizasyonların sorumlusu ben olurum, daha buluşma planı konuşulurken, ben çoktan rezervasyonu yapmış olurum :).

Ailemin tek çocuğuyum. 2002 yılında, 25 yaşında iken maalesef ki babamı kalp krizi sebebi ile kaybettim. Tek çocuğum, bu sebeple annem bu hayatta bana kalanım ve en değerlim... Enerjisi benden yüksek, gezmeyi, eğlenmeyi seven, aramızdaki 30 yaşa rağmen bazen benden daha genç olduğunu düşündüğüm canım annem, hep yaşı 19 sanki, iyi ki var, iyi ki benimle.

 

Gelelim biraz çocukluk, eğitim ve kariyer detaylarına. Çok mutlu bir çocukluk geçirdiğimi söylemeliyim. Bugün bu yaşlara gelindiğinde, mutlu geçen bir çocukluğun önemini çok daha iyi anlıyor insan. Eğer psikolojiye merakınız varsa (ki benim var) biraz Freud, biraz Erik Erikson okumanızı tavsiye ederim, özellikle çocukluk dönemlerinin insan hayatındaki etkilerini daha iyi anlamak adına. Kişiliğin büyük çoğu 0-6 yaş arasında şekilleniyor.. Dolayısı ile çocuklarınızın bu döneminde lütfen onlarla olun, bugün nasıl bir evlat sahibi olmak istiyorsanız, bilinki o yaşlarda onlara verdikleriniz bugünü şekillendirmekte en kritik dönemler. Sonrasında insanın kendini ve davranışlarını değiştirmesi, önce büyük bir farkındalık, sonra istek, sonra da büyük bir çaba gerektiriyor.. Ve o değişimler öyle 21 gün tekrarı ile filan da kolay kolay olmuyor..

Eğitime geldiğimizde, başarılı geçen bir eğitim hayatım oldu. ISTEK Vakfı Bilge Kağan Lisesi ve ardından Boğaziçi Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümünden mezun oldum. 2000 yılında, mezun olduktan sonra hemen iş hayatına atıldım. Arada bir de yine Boğaziçi Üniversitesinde İnsan Kaynakları Yönetimi sertifika programını tamamladım. O zamandan bu zamana kadar da aralıksız devam eden bir iş hayatım oldu. Ve yine o zamandan bugüne, ilk seçmiş olduğum alanda, İnsan Kaynakları alanında çalışmaya devam ediyorum. Sırasıyla YKK, Pronet, Bernardo, Trendyol.com ve Adidas'da çalıştım. Şu anda da Pandora Türkiye'de İnsan Kaynakları Direktörü olarak çalışıyorum. Kariyer sayfasında bu konu ile ilgili detayları bulabilirsiniz.

Mezun olduğum Boğaziçi Üniversitesinin mezunlar derneği BUMED aracılığı ile, okulumuzda 3 ve 4. sınıflara sağlanan Mentorluk Programında, aktif olarak öğrencilere mentorluk yapıyorum. Gençlerle bir arada olmak çok keyifli bir his. Onlara hayat ve kariyerleri ile ilgili destek olmaya çalışırken, onlardan da bugünün gençliğini, hayallerini, beklentilerini, tercihlerini öğrenmeye çalışıyorum. Birlikte öğreniyor, büyüyor ve çoğalıyoruz aslında.

Biraz da sevdiğim şeylerden bahsedelim.

İstanbul'u, Boğazı, rakıyı, mezeyi, şarabı, dondurmayı, orkideleri, papatyaları, yılbaşı ağaçlarını, selfie' leri, tatilleri,  araba kullanmayı, alışveriş yapmayı, mumları, doğal ahşabı, aksesuar ve takıları, evimi, dostlarımı ağırlamayı, güzel sofralar hazırlamayı, demleme çayı, yaseminli yeşil çayı, tiyatroyu, sinemayı, konuşmayı, dinlemeyi, yürümeyi, müziği, şarkı söylemeyi ve yazmayı çok seviyorum!

Buraya kadar okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Hayata dair pek çok şeyi sizlerle paylaşmak adına hazırladığım sayfamı, düzenli olarak güncel tutmak ve sizlerle etkileşimde olabilmek benim için çok önemli. İletişimde kalabilmek dileği ile...

Ah! Unutmadan; bu sayfadaki fotoğrafın da bir hikayesi var. Bu fotoğraf benim iş arkadaşlarımla 10 kişi bir arada yağlı boya resim aktivitesi yaptığımız bir akşamdan kalma. Mekandaki bir duvarda şu yazı vardı:

"Belki şu çalıların arasında mutlu bir tavşan vardır".

Duvarın önüne geçip poz vermek isteyip, "öyle mi durayım, böyle mi durayım darken", arkadaşımın karesine yansımış bir an! Herhalde en sevdiğim fotoğrafımdır bu.

Genelde hep pozitif, barışık ve mutlu biriyim ben, ama bu yazının önünde durmak daha da bir mutlu etmiş beni anlaşılan; "çalıların arasındaki mutlu tavşan" olmuşum gerçekten de.

Hepinize böyle içten gülebileceğiniz anlar biriktirecek bir hayat dilerim.

Sevgilerimle,

Selda